Gİdiyorum....
| Hani dünya kanatlanıp uçardı gözlerimden… Hani masmaviydi gökyüzü… Hani yıldızlar çok yakındı avuçlarım
Hani ben o zamanlar uslu bi çocuktum…
Hani çiğ damlasıydı sevgi…
Kırık umutlarımda, tuz buz yarınlar... Kırık harfler, Öksüz cümleler nasıl da batar canıma… Ve sen martım… Nasıl batırırsın göğsüme, sarıldıkça… Her defasında biraz daha uzak, Her defasında biraz daha soğuk ama her defasında biraz daha hasretle...
Anılmak, rahmetle anılmak ebediyet budur amma sessiz yaşadım sessiz ölüyorum kim beni nerden bilecektir... Arkadaşlar martılarla konuşurken görüyorlarmış beni sürekli...
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.."
Görürler tabii ben bir kaptanım kağıt gemilerden emekli... "Toprakta gezen gölgeme toprak dökülünce günler bu heyulayı da elbet silecektir...
Ben hep yanarım... Hep yanarım sensizliğime… Çiğ damlaların göz göz olurda ama artık söndüremez biliyorum... Yollara vurursun kendini, beyaz şeritlerde düğümlenir darağacımın ipleri… Ve her yol tabelasında, zaman dakikalarını vurur ölüme... Gölge gibi uzar gider gidişim… Ve yayılır özlemin dört duvar arasında titreyen mumum sıcaklığında…
"Bu akşam bende kal, sonra gidersin bırak tanıdık ellerini yalnızlığıma, Gözlerini uzakta tutma sakın bakışların üşür... Aslında acılarımız ne kadar da benziyor, Hadi gözyaşlarını yüreğime düşür… Tut ki çocuğuz, ışığa yürüyoruz… Daha dokunmadık ateşe… Ve elimizi neyin yakacağını bilmiyoruz... Bütün mal varlığımız, el yapımı oyuncaklarımız… " Oysa Issız bir ormanda balta sesi gibiydi gidişim… Gidişimin ardından… Evet, işte oralarda bir yerlerden... Gidiyorum... "Üzülme… " Diyordu martılar,
|
Tarih: 01:17, Pazartesi, Mayıs 25, 2009 Kategori: Nesir |
Yorum yaz |
esselamünaleyküm
Hasret ile vuslatın buluştuğu nokta
Hasreti bilir misin? Hani böyle parçası kalmayana kadar bir şeyi kıyarsın ya... İşte öyle bir şeyler kıyılır içinde. Aynı zamanda bir sızı yayılır, canına ciğerlerine.
Bir bulut birikir, gizli bir diyarlarında.
Büyür, büyür, her bir zerrene yakıcı bir duman gibi dolar. Daralırsın, boğulursun. O bulut gezinir gezinir de içinde, bir türlü yağmurlar çözülüp de katrelenemez, çözülüp de düşemez, şerha şerha yarılıp dağılmış kurak topraklarına.
Karanlıktasındır, bir türlü güneş doğmaz mana iklimlerine. Neyin nerede olduğunu bilemeyecek kadar koyu bir karanlık! Görüyor olsan dahi, maddî gözlerinin ötesinde her şey karanlıktadır sana.
Bir yola çıkmışsındır. Şuurun erince bir bakarsın, yollar binleşir. Ne yapacağını şaşırır, biraz birine, biraz diğerine derken, bir sürü ıstıraplarla geri döner, esas başlangıç noktasını da kaybettiğin için şaşkın, sonu çıkmaz yollar arasında çaresiz öyle dolanırsın ya...
Kuşlar havalanır içinden. Aklının, ruhunun, kalbinin, her türlü ince hissiyatlarının semasında durmadan uçar. Hiç bir dala konmadığı için, senin göğün ötesine bakmanı engellerler ya...
Yaşamak istiyorsun, hayatın sana sunduğu bütün güzellikleri tek tek tatmak istiyorsun, ama çok derin karanlık bir denize düşmüşsün. Üstelik yalnızsın, üstelik yüzme de bilmiyorsun, batıp batıp çıkıyorsun. Kaygı ve endişenden, hayatı kaybetme korkusundan, hayata dair ne varsa hiç birini algılayamayıp, sadece korkudan ibaret, bir endişe yumağına dönüşüveriyorsun ya...
Hasret böyle karmakarışık bir his yumağıdır işte. Hasret, hasret duyulan şeye göre büyür.
Ve kavuşmak,
Ve buluşmak,
Ve vuslat,
Çözmeye başlar yumağı. Hakikatleri ortaya çıkarmaya başlar. Bazen hasret duyulan şeye kavuşulduğunda, bunca ezici, boğucu sıkıntıların, ona değmeyeceğini anladığında, öyle bir yıkım olur ki, öyle bir pişmanlık sarar ki seni, nereye gideceğini, neye inanacağını şaşırır öylece kalakalırsın.
Birçok şey, neden ve niçinini bilmeden peşinde gidildiği için, bir sürü vakit kaybı ile birlikte yarı yolda bırakıverir insanı.
Kime neye hasret duymalıyız? Hangi yolu takip edeceğimizi kime sormalıyız?
İşte bir sürü şaşkınlık, kayıp, acı ve ıstıraptan sonra, Cenab-ı Hakkı, Yaratıcımızı bulduğumuzda, anlarız ki; yollar Ona sorulur. Istıraplar Onda diner, yanlışların doğru olanlarını O gösterir. Yorulmuş, hırpalanmış manevî varlığımız Ona kavuşunca tazelenir.
Onu bulmak; elemsiz, kedersiz, karmaşasız, fevkalade güzel, engin, huzurlu, nurlu bir dünyanın kapılarını açar bize.
Onu bulmak var ya;
Hem hasrettir, hasretlerin en derini, en güzeli.
Hem vuslattır, kavuşmaların en derini, en ferahlısı, en muhabbetlisi, en tatlısı.
İşte hasret ile vuslatın buluştuğu en önemli noktadır hidayet.
O noktayı bulan,
O noktada duran,
O noktada kalan,
O noktadan hayata bakan,
O noktayı hayatının rotası yapan Allah’ın izni ile şaşmaz.
selam ve dua ile |
Yazan: canahmedimsav Tarih: 2009-05-28 09:05:45, 2009-05-28 09:05:45 |
Bağlantı |
|
|