Affet bizi ey aşk...

Ey aşk

Ferhat'ın yoluna çıkan
Dağın adı unutuldu. Şirin'i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu.
Ferhat'ın Şirin'e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat'ın kalbinde olan, Şirin'in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat İÇİYOR ...

Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ'yı Mecnûn'a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgarın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ'nın gözyaşları hâlâ daha Aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn'un her gece Aşıkların aklını başına getiriyor deliliği. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn'un hatırı hep kaldı.
Yusuf ile Züleyhâ'dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir siire sızmadı. Yûsuf'u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf'a canını veren Züleyha, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub'un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yusuf kazandı, Züleyha kâr Eyledi.

Zavallı Züleyha ... Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf'a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyha varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona Helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yusuf. Onun sevdası mahşere kaldı.
Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında Yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu AyakLarImIz senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.

Aşksın sen ... Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem Irak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar Yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin ... Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.
Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller Paslı, seninle tanışan yürekler yasli ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.
En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk ... Senin için geldi bahar .. Nisan yağmurları senin için yağıyor Şemsiye Şemsiye ... Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için Baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor ... Sen Aşksın ...

Anlamını bilemeyip Önümüze kattığımız ... Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn'u kaldı dünyanın ne de Leylâ'sı. Öksüz kaldın ... Yetim kaldın ... Saltanatın bitti.
Sen ya Aşksın; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.
Sil gözünün, onların isimleri ayrık otlarına konulacak ey aşk, sil ki yaşlarını; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak
Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce ... Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lal olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç Mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf'u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat'ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Leylâ ile Mecnun arasında Coller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem'i Aslı'ndan koparır gibi.

Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk ... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir Esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn'un çölünden, Ferhat'ın dağından, Kerem'in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.
Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları Aşiran yine sen. Rabb'imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk ... Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik.

Affet bizi ey aşk ...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !