Ene
|
Bir taşi bina-yi ömrümün düstü yere;
Can yatar gafil, binasi oldu viran bîhaber..
Dil bekası, hak fenası istedi mülk ü tenim bir devasız derde düştüm, âh ki lokman bîhaber.
|
Kategorilerim
|
|
|
Bağlantılarım
|
|
|
Ziyaretçilerim
|
|
ZamanZamana Yemin olsun ki insan hüsrandadır.
|
|
|
Bütün Yollarım Sana Döner...
Bastığım yer toprak asvalt ne farkeder..
Menzilim Sensin...
Bütün yollarım Sana döner..

Söz de,
Aşk da,
Ne benim…
Ne yarimin…
Bir Mart sabahı açan Papatya,
Nisan yağmuru
Mayıs gülü,
Eylül göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
Ne kadar Allah’tansa,
Mülk gibi söz de ve aşk da
O’ndan…
Gönül tahtına kimi oturtsak...
Hiçbir yol O’ndan başkasına çıkmıyor aslında,
“Gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor...
Değil mi ki her şey O’ndan,
Gidecek yer yok O’ndan başka...
Gelinen yer yok O’ndan başka...

Yaşlandı artık dünya yorgunuz..
Kirlendi artık ruhlar solgunuz..
Savrulduk artık tenha bir yoluz..
Kaybolduk artık bir var bir yokuz..
Bu yüzden mahsunuz..
Bu yüzden mağlubuz..
Bu yüzle gelmeye mahcubuz..

Ömür takviminde yıllarım yorgun,
Gözlerim bakar kör, yüreğim sürgün.
Ölüm seni, beni götürür bir gün,
O an belli değil, sır garip yolcu...

Ne yol biter;ne yolcu ölür..
Biz değil miyiz yolu yol yapan..
Yol değil mi bizi yolcu yapan..

Bir yol varsa hakikate varan..
Bir yolcu lazım kendini arayan..
Bir hancı varsa yolcuları ağırlayan ..
Bir aşk lazım yola koyduran..
Yolcu yolsuz olmaz..
Gönül ehli yolda kalmaz..
Aşk olmadan yol alınmaz..

Yolun yarısında durakladım.
Düşündüm...
Düşündüm ve bu gidişin nereye olduğunu kestirmeye çalıştım.
Yolun yarısında da olsa birşeyleri halen idrak edişimi anlayınca;
Rabbime şükrettim ve beni yolundan ayırmaması için dua ettim..
İhmal etmiştim,ama ihmal edilmedim...
......
Tut elimden,yoldaşım olsun sevdiklerin,
Tut ki,edemem sensiz Allah'ım...

Varsın biraz da yollar çeksin benim cefamı
Artık verin çocuklar, artık verin asamı!.
Bir başka kâinata, bir başka yurda yol var...
HAK YOLUN YOLCUSU GÖNÜL DOSTUMA PAYLAŞIMI İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM...
|
Tarih: 15:14, Salı, Ocak 5, 2010 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Affet bizi ey aşk...

Ferhat’ın yoluna çıkan
Dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu.
Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...
Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.
Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.
Zavallı Züleyhâ...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.
Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.
Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.
Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.
En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor ...Sen aşksın...
Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın... Yetim kaldın... Saltanatın bitti.
Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.
Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak
Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce... Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi.
Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.
Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk... Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik.

Affet bizi ey aşk...
|
Tarih: 00:53, Salı, Ocak 5, 2010 |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|